Yıllardır antik kentleri gezerim, çok da severek gezerim. Çoğu zaman, pek çok insanın “Buraları gezmekten ne anlıyorsun, sonuçta sadece taş” dediğine de şahit oldum. Oysa ben o taş yolların üzerinde yürürken, gözümün önünde yalnızca kalıntılar değil, bir zamanlar orada yaşanmış hayatlar canlanır.
Bu yüzden her gittiğim kenti önce okumak, anlamak isterim. Bir kentin tarihini, insanlarını ve hikâyesini öğrendikçe, o şehir benim için gezilecek bir yer olmaktan çıkar; yaşanan bir mekâna dönüşür. İşte bu nedenle, bu yazıda sizlere bir antik kentin hikayesini anlatmak istiyorum. Finike’nin eteklerinde, Toçak Dağı’nın gölgesinde bir antik kent var; adı Limyra. Burada her taş, binlerce yıl öncesinden bir hikâye fısıldıyor.
Limyra Antik Kenti’ndeyiz. Burası, Antalya’nın Finike ilçesinde Toçak Dağı’nın eteklerinde, Arykandos Vadisi’nin başlangıcında kurulmuş bir antik kent. Bir Likya kenti olan Limyra, daha ilk bakışta büyüleyici bir etki yaratıyor. Şimdi bu kenti, gördüklerim ve öğrendiklerimle anlatmaya çalışacağım.

LİMYRA’YI ÖZEL KILAN NEDİR?
Limyra’yı özel kılan bir şey var, Likya kentleri arasında en fazla kaya mezarına sahip olan yer Limyra. Kentte 500’ün üzerinde kaya mezarı bulunur. Bu sayı, Limyra’nın sanıldığından çok daha büyük ve önemli bir kent olduğuna işaret eder.
Limyra, yaygın kanının aksine bir liman kenti değildir. Liman kenti olan yer Finike’dir. Limyra ise surlarla çevrili akropolleri ve ovaya yayılmış anıtlarıyla dikkati çeker. Görsel olarak son derece etkileyici bir kenttir.
ZEMURİ’DEN ZENGEDER’E…
Kent, Likçe’de Zemuri adıyla doğmuş. Bu adın, Hititçe’deki Zumarri kelimesinden geldiği düşünülür. Zumarri zamanla Zemuri’ye dönüşmüş. Limyra adı kullanılmaya başlandıktan sonra bile Zemuri ismi uzun süre yaşamaya devam etmiş.

Günümüzde buranın adı Zengeder’dir. Zengeder Köyü. Resmî olarak Turunçova adı kullanılsa da halk hâlâ buraya Zengeder Köyü diyor. Yani Zumari’den Zemuri’ye, oradan Zengeder’e uzanan isim yolculuğu, Hititlerden günümüze kadar kesintisiz sürmüş.
LİKYA’DA İNANÇ VE KEHANET
Limyra’nın baş tanrısı Zeus’tur. Şimdi, diyeceksiniz ki, “Zeus, Yunan tanrısı.” Doğru. Aslında Likyalıların kendi tanrıları varmış, Yunan etkisi Anadolu’ya yayılmadan önce. Zamanla Yunan kolonizasyonu ve kültürel etkileşim arttıkça Likyalılar kendi tanrılarını Yunan tanrıları ile özdeşleştirmişler. Likya tanrısı Trqqas Zeus olmuş, Arinna Athena’ya dönüşmüş, Natrna ise Apollon ismini almış.
Likya inanç sisteminde dikkati çeken ilginç bir detay var. Likyalılar kehanette bulunurlarmış. Rahipler suya et parçaları atar, balıkların bu etleri yiyip yememesine göre olacak ya da olmayacak şeyler hakkında çıkarım yapıyorlarmış.

EN BÜYÜK YIKIM BİZANS DÖNEMİNDE
Limyra ne yazık ki iyi korunabilmiş bir antik kent değil. Bunun temel nedeni Bizans döneminde kentin fakirleşmesidir. Bu dönemde kenti küçültmeye çalışmışlar, yeni surlar inşa etmişler ve surları daha içeriye almışlar.
O dönemde mevcut anıtların taşları sökülmüş, sur duvarlarının yapımında kullanılmış. Bazı anıtların parçaları kireç ocaklarında eritilerek harç haline getirilmiş. Kentteki bazı önemli parçalar ise 1990’lı yıllarda askeri helikopterlerle buradan alınarak Antalya Müzesi’ne taşınmış. Bu parçaların neler olduğu aşağıda anlatılacağım.
Tüm bu tahribata rağmen Limyra hâlâ büyüleyici bir kent.
SAKLISU VE ANTİK CADDE
Antik kentin kapısından içeri girip biraz aşağıya yürüyünce kalıntıların arasından akan berrak bir su ile karşılaşırsınız, antik Limyros çayının kaynağı. Evet, antik kentin içinden bir su akıyor. Burası Saklısu olarak bilinir.
Antik dönemde bu su burada akmıyordu. Depremler, suyun kaynağını ve yatağını değiştirmiş. Bugün Limyros çayı, Limyra’nın antik ana caddesinden akıyor. Su buz gibi. Yaz aylarında insanlar serinlemek için buraya gelir, ağaçların gölgesinde oturur ve suya girerler. Ancak küçük bir dipnot: Burada suya girmek yasak.

PTOLEMAİON ANITI
Surların altında kalan bu yapı, aslında bir tapınak formlu anıt. Yapı, M.Ö. 270 yıllarına tarihleniyor. Bu anıtın Mısır’la da bir bağlantısı var. Mısır’daki Ptolemaios Hanedanı ile ilgili. Bölge, kısa bir dönem Mısır egemenliği altına girmiş. Likyalılar bu anıtı o hanedanlığı onurlandırmak amacıyla inşa etmişler. Bu da açık bir şekilde politikanın bir sonucudur.

Ptolemaion Anıtı, bugün böyle görünüyor. Sur duvarı bu anıtın tam üzerinden geçiyor ve yapıyı ikiye bölüyor. Bugün görülen bölüm, anıtın yalnızca temel kısmı.
Bizans döneminde surlar küçültülürken bu anıtın malzemeleri de sur yapımında kullanılmış. Surlar, tabanın üzerinden geçirilmiş.
Anıt, 15’e 15 metre ölçülerinde bir taban üzerine oturtulmuştu. Bu tabanın üzerinde, yaklaşık 30 metre yüksekliğinde bir yapı yükseliyordu. İşte o yıllarda, yani yaklaşık 2300 yıl önce Ptolemaion anıtı böyle görünüyordu.

Anıtın alt kısımlarında aslan figürleri ve kabartmalar bulunuyordu. Bu kabartmaların ve taşların büyük bölümü Bizans döneminde tahrip edilmiş. Geriye kalan bazı parçalar bugün Antalya Müzesi’nde sergileniyor.
Bu anıttan geriye kalan parçalardan biri bir akroter. Akroter, bitkisel figürlerin yer aldığı bir süsleme unsuru. Anıtın en tepesinde yer alıyordu ve bugün elimizde kalan parçalardan biri.

CEASAR’IN TORUNU İÇİN YAPILAN ANIT
Limyra’daki bir diğer önemli yapı Gaius Caesar Anıtı‘dır. Anıt mezar olarak anılsa da içinde bir mezar bulunmaz.

Bu anıt, Roma İmparatoru Augustus’un veliahtı olarak seçtiği torunu ve aynı zamanda evlatlığı olan Gaius Caesar için yapılmış. Doğu seferlerinden birinde yaralanan Gaius Caesar Limyra’ya gelir ve burada 23 yaşında hayatını kaybeder. Ceasar’ın bedeni burada yakılır ve külleri Roma’ya gönderilir.
Yapıldığı yıllarda Gaius Caesar Anıtı böyle görünüyordu.
Likyalılar, Roma ile iyi ilişkiler kurmak amacıyla bu anıtı inşa etmişler. Anıt, etrafı birebir ölçülerde yapılmış ve Gaius Caesar’ı anlatan kabartmalarla süslenmişti. Ancak kentin yoksullaştığu Bizans döneminde bu kabartmaların bir kısmı kireç ocaklarında eritilerek sur yapımında harç olarak kullanılmış.

Geri kalan yapı ise içinde mezar olduğu düşüncesiyle defineciler tarafından dinamitlerle patlatılmış. Günümüze sadece üç levha ulaşmış, bunlar da Antalya Müzesi’nde sergileniyor.

ZEUS TAPINAĞI
Limyra Antik Kenti 1812 yılında keşfedilmiş. Kazı çalışmaları ise 1969 yılından beri devam ediyor. Uzun yıllardır kaynaklarda adı geçen Zeus Tapınağı’nın yeri belirlenmiş ve kazılar kapsamında bir bölümü ortaya çıkarılmış.
DENEYSEL ARKEOLOJİ: LİKYA EVİ
Antik kentte görülen yapılardan biri de bir deneysel arkeoloji çalışması olan Likya Evi’dir. Arkeologlar, kaya mezarlarından yola çıkarak Likyalıların evlerinin nasıl olabileceğini deneysel olarak inşa etmişler.
Likyalılar ölümden sonra yaşama inandıkları için kaya mezarlarını ev formunda yapmışlar. Bu ev de mezar mimarisinden yola çıkılarak tasarlanmış. Üstte görülen ahşap kirişler ve detayların tamamı kaya mezarları referans alınarak yapılmış.
Bu yapı hiç çivi kullanılmadan inşa edilmiş. Ancak ne yazık ki çok kötü yıpranmış ve bazı insanlar tarafından tuvalet olarak kullanılmış. Bu durum arkeologların emeğe büyük bir saygısızlık.

Peki Likyalılar nasıl evlerde yaşıyordu? Kentte sokakların etrafına ikişer konutların yer aldığı adalar yerleştirilmiş. Ve bu adaların kanalizasyonları ortak sisteme bağlıymış. Büyük ve gösterişli konutlarda girişler güneyden avluya açılıyormuş. Avlunun yanında bey odası diğer yanda diğer aile üyeleri için içinde mutfağın da olduğu odalar bulunuyormuş. Yatak odası ve misafir odaları ise üst kattaymış.
LİMYRA TİYATROSU
Limyra Antik Kenti’nin en belirgin yapılarından biri tiyatrosudur. Sahne binası yıkılmış ve bu sahne binasının üzerinden bugün Turunçova–Finike yolu geçiyor. Kazı yapılabilmesi için bu yolun kaldırılması gerekiyor.

Tiyatro Helenistik dönemde inşa edilmiş. M.S. 141 yılındaki büyük Likya depreminde yıkılmış ve büyük zarar görmüş. Rhodiapolis Antik Kenti’nde yaşayan hayırsever Opramoas tarafından ciddi bir bağış yapılmış ve tiyatro yeniden inşa edilmiş. Ancak sonraki depremlerle de zarar görmüş bugünkü halini almış.

XNTABURA LAHDİ
Tiyatronun olduğu yerden yukarıya doğru yürüdüğünüzde Xntabura Lahdi ile karşılaşırsınız. Bu lahit, Limyra’daki en iyi korunmuş lahittir ve soylu bir kişiye ait olduğu düşünülüyor.
Lahit yüksek bir podium üzerine kurulu. Üzerindeki kabartmalarda Xntabura’nın hayatı anlatılıyor. Kabartmalardan birinde, Xntabura iki yargıcın arasında çıplak şekilde tasvir edilmiş. Bu sahnede, Xntabura’nın dünya malından arınarak hesaba çekildiği anlatılıyor.
LİKYA KRALI PERİKLE VE ANIT MEZARI
Toçak Dağı’na doğru artık günümüzde kaybolmaya yüz tutmuş patikalardan yürürseniz Limyra Beyi Perikle’nin anıt mezarının kalıntılarına ulaşırsınız. Limyra’yı gezenler burayı görmeden ayrılır antik kentten çünkü pek bilinmez.

Peki, Perikle kim?
Likya, kentlerden oluşan bir birlik ve her kent bir devlet. Limyra da bu kentlerden biri. Perikle, bu kentin beyi ve Likya’nın başkent olduğu dönemde ise Likya kralı olarak anılmış.
Perikle, Fethiye’de bulunan Termessos Antik Kenti’nin Pers kökenli beyini yenerek ün kazandı. Helen hayranı olan Perikle, anıt mezarını da Yunan mimarisiyle yaptırmış. İsmini de Atinalı Perikles’ten esinlenerek aldığı söylenir.
Perikle Heroonu yani anıt mezarından kalan parçalar bugün Antalya Müzesi’nde sergileniyor. Anıt mezar, antik kentin en ayrıcalıklı noktasında yer alıyormuş ve Akdeniz’e bakıyormuş. Yunan tapınak formunda yapılmış bu mezar, tapınak cephelidir. Görkemli mezarın cephesini kral sarayı bekçileri gibi dizilömiş kadın sütunlaru oluşturuyormuş.
SUR DUVARLARI
Uzun bir yürüyüşle yukarı çıkıldığında sur kalıntıları görülüyor.

Bu alanda zamanında Perikle’nin bronz atlı bir heykeli bulunduğuna yönelik görüşler var. Heykelin tam yeri bugün bilinmiyor. İddiaya göre heykelin etrafında dört adet ateş altarı yer alıyordu. Bu altarlar geceleri yakılıyordu ve tepeyi aydınlatıyordu. Günümüze yalnızca altar kalıntıları ulaşmış.
KAYA MEZARLARI VE ÖLÜM İNANCI
Limyra’da yaklaşık 500 kaya mezarı bulunmaktadır. Bu sayı kentin büyüklüğünü, nüfusunu ve tüccarlar, memurlar ve sanatçılar tarafından tercih edildiğini göstermektedir.
Likyalılar ölümden sonra yaşama inanıyorlardı. Ruhun göğe yükseldiğine inanıyorlardı. Bu nedenle mezarlarını kayalık ve yüksek noktalara inşa etmişler. Elmalı yolunda, kayaların üzerinde yer alan mezarlar yazıtlarda “ele geçirilmesi zor kartal yuvaları” olarak tanımlanmış. Ancak bu mezarların büyük bölümü talan edilmiş, patlatılmış. Geriye çok az şey kalmış.

KIRKGÖZ KÖPRÜSÜ
Gezinin son durağı Kırkgöz Köprüsü, diğer adıyla Limyra Köprüsü. Alakır (Limyros) Çayı üzerine kurulmuş. M.S. 3. yüzyılda, Likya’nın Roma hâkimiyetine geçtiği dönemde inşa edilmiş.
Köprü, Finike ve Arykanda’yı Rhodiapolis’e bağlıyor ve 355 metre uzunluğunda. Zaman içinde köprünün ayakları alüvyonlarla kaplanmış. Bu alüvyonlar köprünün ayakta kalmasını sağlamış. Uzmanlara göre bu alüvyonların temizlenmesi mümkün değil; aksi halde köprü yıkılabilir.

Bu köprü, dünyada ayakta kalan en uzun Roma köprülerinden biri. En dikkat çekici özelliği, yassı kemer tekniği ile yapılmış olması. Bu teknik, klasik Roma köprülerinden farklı ve Avrupa’da ancak bin yıl sonra kullanılabilmiş. Bu da köprünün bir mühendislik harikası olduğunu gösteriyor.
Limyra Antik Kenti’ne Nasıl Gidilir?
Limyra Antik Kenti, Antalya’nın Finike ilçesine bağlı Saklısu Mahallesi sınırlarında yer alır. Finike ilçe merkezine yaklaşık 5 kilometre uzaklıkta. Özel araçla Finike–Elmalı yolu üzerinden kısa bir sapmayla antik kentin girişine ulaşmak mümkün. Toplu taşıma kullanmak isteyenler ise Finike’den Saklısu yönüne giden araçlarla bölgeye gelip, kalan mesafeyi yürüyerek tamamlayabilir.
Müze Kart Bilgisi
Limyra Antik Kenti, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı ören yerlerinden biridir. Geçerli bir Müze Kart ile ziyaret edilebilir. Müze Kart sahibi olmayan ziyaretçiler ise gişeden bilet alarak antik kente giriş yapabilir. Müze Kart, özellikle Likya bölgesindeki antik kentleri gezmeyi planlayanlar için oldukça avantajlı.

Limyra Antik Kenti’ni Ziyaret Etmeden Önce
Antik kent oldukça geniş bir alana yayıldığı için rahat yürüyüş ayakkabıları tercih edilmelidir. Özellikle yaz aylarında gölgelik alanlar sınırlı olduğundan su, şapka ve güneş koruyucu bulundurmak faydalı olacaktır.
Giriş ve Koruma Durumu
Limyra Antik Kenti’nde kazı ve koruma çalışmaları belirli alanlarda devam etmektedir. Bu nedenle bazı bölümlere giriş zaman zaman yasaklı olabilir. Ziyaret sırasında yönlendirme tabelalarına ve uyarılara dikkat edilmesi gerekir.
Limyra’yı Ziyaret Etmek İçin En Uygun Zaman
Limyra Antik Kenti’ni gezmek için en ideal dönemler ilkbahar ve sonbahar aylarıdır. Yaz aylarında sıcaklık oldukça yükselirken, kış aylarında yoğun yağışlar bazı bölümlerde gezmeyi zorlaştırabilir.


Bir Cevap Yazın