KANDİLLİ: BİR MADEN KASABASININ TÜKENİŞ HİKAYESİ

Benim çocukluğum ve ilk gençliğim, Karadeniz Ereğli’de geçti. Kdz. Ereğli Anadolu Lisesi’nde okurken Kandilli’de (Armutçuk) yaşayan çok sevdiğim sınıf arkadaşlarım vardı. Kandilli’yi ilk kez onlardan duymuştum. Babaları madende çalışırdı, lojmanda otururlardı, ilk ve ortaokulu kolejde okumuşlardı. Kandilli’yi çok severlerdi. Çölde bir vaha misali, Karadeniz’in geçit vermeyen ormanlarında bir cennet gibiydi Kandilli. 

Yıllar yılları kovaladı, ben artık emekli bir gazeteci oldum. Bir tatilde ailemin yanına gittiğimde “Kara Elmas”la hayat bulan ve 1930-1960 yıllarında zamanının ötesinde bir yerleşim yeri olan Kdz. Ereğli’ye bağlı Kandilli ile ilgili bir YouTube videosu ve bir yazı hazırlamak istedim. Sordum soruşturdum, “Bana Kandilli’yi en iyi kim anlatır?” diye. “Cihat Kalafat.” dediler. 

Cihat Kalafat, sağolsun beni kırmadı, buluştuk; gün geçtikçe azalan nüfusu, yıkılan binaları ve sessizleşen sokaklarıyla o tükenmiş maden kasabasını beraber adımladık. Kandilli’nin nasıl kurulduğunu, o büyülü günlerden bugünlere nasıl geldiğini Cihat Kalafat, kimi zaman boğazı düğümlenerek, gözleri dolarak anlattı.

 Çocukluğu ve gençliği bu beldede geçen, ardından uzun yıllar Türkiye Taş Kömürü Kurumu (TTK) Armutçuk Müessesinde personel şefi ve idari amir olarak çalışan ve 1996 yılında emekli olan Cihat Kalafat, sokaklarında gezdiğimiz Kandilli’yi şöyle kelimelere döktü:

 “Dünya, Atlantis diye bir ülkeyi arıyor ya, biz Atlantis’i yaşayan insanlardık. Burası aynı bir Atlantis’ti. Modern, herşeyiyle gelişmiş; okulları, sosyal tesisleri, sosyal yaşamıyla… Ereğli’nin bize imrendiği bir yerdi. Ereğli, bize gezmeye gelirdi. 1934 yılında Kandilli’de sinema varken Ereğli’de açık hava sinemaları kurulmamıştı. Ereğli bir hiçti, sahil kasabasıydı, esas medeniyet bizdeydi.” 

ZAMANIN ÖTESİNDE BİR KASABA

“Kandilli” denilince pek çok kişinin aklına ilk “Kandilli Rasathanesi” gelse de Zonguldak’a bağlı Karadeniz Ereğli’nin bir beldesi olan bu madenci kasabası, ülkenin sanayileşmesine verdiği katkılarla Türkiye Cumhuriyeti tarihinde çok önemli bir yere sahip.

Karadeniz Ereğli’nin Kestaneci köyünden Uzun Mehmet’in 1829 yılında kömürü bulmasının ardından başlayan Kandilli’nin hikayesinde Osmanlı Devleti döneminde madeni kuran İtalyanların inşa ettiği “varagel”, lojmanlar ve kilise de yer alıyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında maden ocaklarının millileştirildiği Kandilli’de yurt dışına eğitime gönderilen genç mühendisler uzun yıllar görev yaptı.

Lojmanları, sinemaları, plajı, sosyal tesisleri ve madencilerin çocuklarının ücretsiz eğitim aldığı özel okulları ile 1930-1960 yıllarında zamanının ötesinde bir kasaba olan Kandilli, işçi sayısının 7 binlerde olduğu 1970’li yıllarda en parlak günlerini yaşadı.

Bugün artık işçi sayısının 600’lere düşmesiyle lojmanları boşalan, sosyal tesisleri metruk hale gelen, sokakları tenhalaşan Kandilli’nin bu hali, çocukluğu ve gençliği o kentte geçenlerin yüreklerini sızlatıyor.

MADENLERDE İLK SIRPLAR VE BOŞNAKLAR ÇALIŞTI

1848 yılında bölgeye ilk gelenler İtalyanlar oldu. Onlarların ardından Sırp ve Boşnak madenciler de Kandilli’ye geldi. Sırplar ve Boşnaklar, madende çalışma konusunda deneyimlilerdi ama yerel halk yani Kandillili köylüler madene girmek istemedi. Ardından mükellefiyet (zorunlu çalışma) çıkartıldı. Kandilli’de ilk ocaklar Çamlı Mahallesi’ne kuruldu. İtalyan bir mühendis buranın müdürlüğünü yaptı. 

Havzadaki ilk büyük grizu faciası Çamlı’daki maden ocağında 1942 yılında meydana geldi, burada 63 madenci hayatını kaybetti. Bu maden ocağı 1960’lı yıllarda kapandı. Cihat Kalafat, o yıllarda yaşananları şöyle aktardı:

“Bunların 40’a yakını aynı köyden. O zaman aynı köyden işçiler, akrabalar bir vardiyada beraber çalışıyorlar, dayanışma samimiyet olsun, daha iyi randıman olur diye. O sistemle çalışıyorlar. Bir anda bir köyden 40 kişinin ölmesi sistemi değiştiriyor. Ondan sonra karar alıyor TTK yöneticileri, aynı köyden akrabaların aynı vardiyada çalışmaması için. Allah göstermesin öyle bir facia olduğu zaman bir köyden böyle bir katliam olmaması için sistemi değiştiriyorlar. 40’a yakını Kızılcapınar köyünün madenci şehitleri.”

7 Mart 1983’te yine Kandilli’de madende meydana gelen grizu faciasında da 103 işçinin yaşamını yitirdi. 

KANDİLLİ’NİN TELEFERİĞİ ULUDAĞ’A ÖRNEK OLDU

Kandilli’de madenlerden çıkarılan kömürlerin yıkandıktan sonra kovalarla yukarıdaki bölgelere taşınması için teleferik hattı kurulmuş ve bu hat 1963’e kadar kullanılmış. Cihat Kalafat, “Uludağ’a ilk teleferik hattı kurulurken buraya incelemeye geldiler. TTK, Anadolu’ya kurulan kamu kuruluşlarına da örnek teşkil ediyor. Nazilli’deki Sümerbank kurulurken buraya geliyorlar, inceliyorlar, eğitimini, sosyal yapısını inceliyorlar. Ona göre altyapıyı kuruyorlar.” diye anlattı o yılları.

“GÖZLERİMDEN YAŞ GELİYOR”

Kandilli’ye 1848 yılında gelen İtalyanlar, “Aşağı Kandilli” bölgesinde “varagel”i, lojmanları ve sosyal tesisleri inşa etti. Günümüzde metruk halde olan bu binalardan biri de misafirhane. Bana misafirhaneden geriye kalanları gösterirken gözleri dolan Kalafat, “16 yataklı bir misafirhanemiz vardı burada. Gayet güzeldi, doğal balkonu vardı, deniz manzarası, doğanın içinde… Üzülüyorum, gözlerimden yaş geliyor bunların bu halini görünce.” diye dile getirdi duygularını. 

Yıkılan binalardan biri de 1930’ların başında inşa edilen ve 1960 yılına kadar açık olan sinema. O yıllarda Zonguldak’ta bile sinema yokmuş. Metruk durumdaki binalardan bir diğeri ise 1953’den 1984’e kadar hizmet veren Armutçuk Özel Ortaokulu. Bu özel okul, o yıllarda madencilerin çocuklarına ücretsiz eğitim veriyordu.

KİLİSE

Yürümeye devam ederken Cihat Kalafat, bana sık ormanın içinde kaybolmaya yüz tutmuş bir patikayı gösteriyor ve “Buradan yürüyelim.” diyor.  Biraz ilerleyince çoğu yıkılmış yüksek taş duvarları görüyorum. Ormanın içindeki yıkık binanın eski bir kilise olduğunu dile getiren Kalafat, “1880-1890’da yapılmış bu kilise. İtalyanlar ibadetlerine düşkünler, önce kiliselerini kurmuşlar, geldikleri yere.” dedi. Sarmaşıkların sardığı taş duvarlara bakarken o yılları hayalimde canlandırmaya çalışıyorum. 

KANDİLLİ’NİN PARASI: AKİ
Yıkıntıların arasında dolaşırken Cihat Kalafat, çok önemli bir detayı anlatıyor bana. Kandilli, kendi parası olan bir kasabaymış. TTK’nin kendi içinde alışveriş için AKİ diye bir parası olduğunu ifade eden Kalafat, “Sadece bizim bölgede geçerdi. Kantinlerde alışveriş yapmak için kullanırdık. O parayla alışveriş yapardınız. Üzerinde AKİ yazan, arkasında Atatürk resmi olan metal paramız vardı 1957’ye kadar.” dedi.

VARAGEL HEM OCAĞA HEM PLAJA YOLCU TAŞIDI

Yıkıntıların arasından yürüyerek denizi yukarıdan seyredebileceğimiz bir noktaya varıyoruz. Burada günümüzde bir çay ocağı var. Çaylarımızı söyleyip Karadeniz’in mavi sularını, denizin üstünde uçan martıları seyrediyoruz. Çok huzurlu bir sessizlik var. Hemen yanımızda bir raylı sistem bulunuyor, aşağıya deniz kenarına kadar uzanan. Ben sormadan Cihat Kalafat, anlatmaya başlıyor. 

Aşağı Kandilli bölgesindeki maden ocağı, deniz kıyısında açılmış ve ocaklara işçi ve malzeme nakli için 1898 yılında İtalyanlar “varagel” denilen raylı sistemini kurmuş. Varagel kelimesinin “var gel” ifadesinden türemiş. Kalafat, şöyle devam ediyor:

“İki vagon var. Biri gidiyor, biri geliyor. 10’ar kişilik işçi ve malzeme naklinde kullanılmış. Aşağıda ocaklar, motor garajı, tamirhane, lağvar olduğu için malzeme nakli yapılıyor. 240 metre, 33 derece demiryolu hattı. İtalyan bunu ilk yaptığında zaman millet gülmüş, korkmuş, kimse binmemiş. O da çoluk çocuğunu bindirmiş, ‘Halatı kesin.’ demiş. Şaşırmışlar, ‘Sen ne yapıyorsun?’ diye çünkü emniyet sistemi var çift halat. Biri sabit, biri gidip gelen halat. Bir şey olduğu zaman sabit halatı kavrayan bir mekanizma var. Vagon hemen duruyor. Çalıştığı yıllarda hiç kaza olmamıştır. 2000’li yıllara kadar çalıştı. TTK kapanmaya yüz tutunca ondan da vazgeçtiler. Aşağıdaki ocaklar çalışmıyor, orası Yenikuyu’ya taşındı.”

Varagel ile inilen, eskiden kömür ocaklarının olduğu bölgede bir de plaj bulunuyormuş o yıllarda. Karadenizin hırçın dalgaları, yıllar içinde plajdan geriye pek bir şey bırakmamış.  Sol tarafta ise Türkiye’nin ilk termik santrali yer alıyormuş. 

“BU HARABE ŞEHRİ GÖRMEK İSTEMİYORUM”

Kandilli’de 1978’de madende yaklaşık 7 bin işçi çalışıyormuş, şu anda ise bu rakam yaklaşık 650. Kandilli’nin içinde bulunduğu duruma çok üzüldüğünü anlatan Kalafat, duygularını gözleri dolarak şöyle ifade etti:

“Çok mücadelesini verdik gücümüz yetmedi. Bir medeniyet şehrinin bu kadar çöküşü yazık, günah. Bir kültür şehri olarak kalabilirdi. Biz çevremize ışık saçıyorduk. Çok üzülüyorum, ağlayasım geliyor. Onun için gelmek istemiyorum. Bu harabe şehri görmek istemiyorum. Hayalimde kalsın diyorum, çocukluğumuzda yaşadığımız yerler, güzel evler, güzel bahçeler…”

Cihat Kalafat ile gezimizi tamamlayıp Kandilli’den ayrılırken düşünüyorum; bir kasaba da bir insan gibi hüzünlü olabilirmiş, bir kasaba da bir insan gibi tükenebilirmiş… 

YURT DIŞINDA EĞİTİM ALIP KANDİLLİ’YE GELDİLER

Ankara’ya döndüğümde hikayenin peşini bırakmak istemedim. Kandilli Kültür Derneği Başkanı Avukat Korhan Us’u ziyaret ettim. Sağolsun, o da bana Kandilli’nin o en güzel yıllarını ve yıllar içindeki o dönüşümü içtenlikle anlattı. 

Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Sizi kıvılcım olarak gönderiyorum, volkan olarak dönünüz.” sözleri ile pek çok başarılı öğrencinin yurt dışına eğitime gönderildiğini hatırlatan Us, Kandilli’deki üst düzey personelin, daha önce yurt dışında eğitim gören kişiler olduğunu ifade etti. Us, o yıllara ilişkin şunları söyledi:

“Çok bilgili, kültürlü insanlar geldi, yurt dışında eğitim alan. Bunlar Galatasaray Lisesi’nde okuyup Atatürk’ün başarılı çocuklar kanunu ile yurt dışına gönderilen parlak zekadaki öğrencilerdi. Orada sadece eğitim almadılar. Bunlar Kandilli’de ve Zonguldak’ta üst düzey görevlere de başladılar. Bunlar yerel yaşamı çok renkli şekilde etkilediler.”

1950’lere kadar yerleşim yeri Aşağı Kandilli olmuş, 1953’ten itibaren yerleşimin daha yukarıdaki bölgelere kaymış. Aşağıdaki lojmanlar 1985’lere kadar kullanılmış. Yukarı bölgedeki lojmanları bazıları hala çalışanlar tarafından kullanılıyor. Kullanılmayan lojmanların bazıları ile satılmış. Bu lojmanları satın alanlar tadilat yaptırmış. 

Aşağı Kandilli’deki söz konusu binaların daha sonra kullanılmayarak yıkılmasının sebebi ise alanın sadece 99 yıllığına kiralanmış ve süre dolunca Orman Genel Müdürlüğüne terk edilmiş olması.

İŞÇİ ÇOCUKLARININ ÜCRETSİZ OKUDUĞU ÖZEL OKUL

Türkiye’de işçi çocuklarının ücretsiz okuduğu ilk özel okul (Armutçuk Özel İlkokulu ve Armutçuk Özel Ortaokulu) Kandilli’de kurulmuş. Us, okulla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

“O şanslı nesildeniz. Öğretmenler çok kaliteliydi, birçoğu köy enstitüsü kökenliydi. Müessese öğretime, eğitime çok önem veriyordu. Hatta bir döneme kadar öğretmenlerin maaşlarını müessese ödüyordu. Daha sonra öğretmenler kadrolarıyla birlikte Milli Eğitim’e devredildi. Müessese maddi olarak çok kaynak ayırdığı için şimdi hiçbir okulda olmayan deney aletleri bizim zamanımızda vardı, buhar makinesinden tutun da fizik kimya laboratuvarına kadar. Oradan mezun olanlar daha sonra hiç zorluk çekmediler.”

KÖYLERDEN ÖĞRENCİLER SERVİSLE OKULA TAŞINMIŞ

Müesseseye bağlı bütün köylerden öğrencilerin taşımalı eğitim ile Kandilli’ye okula getirildiğine işaret eden Us, öğrencilerin akşamları da servislerle evlerine bırakıldığını vurguladı. Bu servis araçlarının kamyondan bozma olduğunu belirten Us, o günleri şöyle anlattı:

“Kamyonların üstü kapatılıyordu, bu şekilde kamyonlar, çok iptidai idi ama hayatımızın en güzel günleri geçti onlarda. Bu işleri tamamen müessese yapıyordu. O zaman belediye yok, belediye çok uzun sonra kuruldu Kandilli’de. Aklınıza gelen her türlü belediye hizmetini müessese yapıyordu, kanalizasyonundan elektriğine, suyundan her şeyine, kömür dağıtıma kadar. Müdür lojmanından başka pek kaloriferli ev yoktu. Kömür ücretsiz o zaman. Kömürler katırlara yükleniyor. O katırlarla her evin kömürlüğüne o kömürler teslim edilirdi. İnsanlar oradan kovalarına alıp evlerinde kullanılırdı. Dağıtımını bile müessese yapardı.”

EREĞLİ’DEN TRENLERLE FİLM İZLEMEYE KANDİLLİ’YE 

Korhan Us, 1950’li yıllarda Kandilli’deki sosyal yaşamın çok renkli olduğunu ifade ederek o yılları şöyle anlattı:

“1963’e kadar Ereğli’de hiçbir sosyal yaşam yok, sinema bile yoktu, açık hava sineması vardı birkaç tane. Ereğli’deki herkesin bir şekilde Kandilli bağlantısı vardı. Zaten Kandilli’deki personelin bir kısmı Ereğli’den gelmiş, benim babam da dahil. Dolayısıyla imkanı olanlar Kandilli’ye geliyordu. Balolarımız olurdu sinemada. Sezonun en son yabancı filmleri Amerika’dan doğrudan müesseseye gelirdi, önce Zonguldak’a, sonra servis arabalarıyla Kandilli’ye gelirdi. Bir hafta, 10 gün arayla Kandilli’deki sinemada oynardı. O insanlar personeli taşıyan trenlerle film seyretmeye veya balolara Kandilli’ye gelirlerdi. Herkesin yakını vardı, sosyal yaşamı bir nebze de olsa yaşamaya çalışırlardı.”

Kandilli’nin eski haline kavuşmasının imkansız olduğunu vurgulayan Us, eski Zonguldak Valisi Ahmet Çınar döneminde Kandilli’nin turizme yönelik kapsamlı bir proje hazırlandığını ama projenin hayata geçirilemediğini anlattı. Us, “Varagelden ortaokulun oraya kadar butik otel, müze, restoran, seyir terası, yat limanı yapılması planda vardı.” dedi.

TREN YOLU BİSİKLET YOLU OLUYOR

1950 yılında inşaatına başlanan ve 1955’te hizmete alınan 17 km uzunluğundaki Ereğli-Kandilli demiryolu ile Kandilli’de üretilen kömür Ereğli limanına ve Ereğli Demir Çelik Fabrikası’na (ERDEMİR) taşınıyordu. Hattın birincil işlevi madenlerden çelik fabrikasına kömür getirmekti ancak yolcu servisi hat boyunca küçük köylere de hizmet verdi. İşlevini yitirmesi nedeniyle 2000 yılında kapatılana kadar yaklaşık 40 yıl boyunca izole bir hat olarak yolcu ve yük taşımacılığı hizmeti verdi.

Çok sayıda tünelin de bulunduğu bu tren hattının güzergahı bugünlere doğa yürüyüşü yapanlar ve bisiklet sevdalıları tarafından kullanılıyor. 

NASIL GİDİLİR?

Ereğli’den Kandilli’ye özel aracınızla yaklaşık 25 dakikada gidebilirsiniz. 15 km uzunluğundaki bu yolun biraz virajlı ve dar olması nedeniyle dikkatli araç kullanmanızı tavsiye ederim. Yol üstünde Balı köyündeki tesislerde mola verebilir, kahvaltı yapabilirsiniz. Ayrıca yine yol üstündeki Köseağzı plajında yaz döneminde denize girebilirsiniz. 

KONAKLAMA

Kandilli’de TTK Armutçuk Müessese Misafirhanesi’nde konaklayabilirsiniz. Ama Kdz. Ereğli’den de günübirlik Kandilli’ye gidebilirsiniz. Kdz. Ereğli’de de konaklayabileceğiniz tesisler mevcut. 


Yorumlar

“KANDİLLİ: BİR MADEN KASABASININ TÜKENİŞ HİKAYESİ” için bir cevap

  1.  Avatar


    Harika bir yazı, insanda Kandilli’ye gitme isteği uyandırıyor..

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir